Merhaba değerli okurlar!
Bahar geldi.
Bir bahar yazısı da mı yazmayalım?
Ama öyle ciddi ciddi değil. Biraz güneşe göz kırparak, biraz da içimizdeki çocuğa kulak vererek yazalım. Hani insanın içi sebepsiz yere kıpır kıpır olur ya, işte tam oradan başlayalım.
Kıştan sonra gelen bahar, kışın ciddiyetini bozan bir şaka gibidir. Sanki tabiat, uzun uzun düşünmüş de en sonunda kendi kendine gülmeye karar vermiştir. Bir sabah uyanırsın, ağaçlar çiçek açmış. "Ne oldu size?" daha dün somurtuyordunuz!" dersiniz.
Kış insanı susturur, içine hapseder,karamsar yapar. Bahar ise kolundan tutup sokağa çıkarır. "Hadi yeter bu kadar karamsar düşünce!" der gibi. Bazı hakikatler fazla ciddiye alındığı için insana ağır gelir. Oysa biraz güneş, biraz rüzgâr ve bir tutam kahkaha, en karmaşık meseleleri bile çözer gibi yapar. Belki de çözmez ama insanı çözülecek hâle getirir.
Bir bakarsın, en ciddi adam bile baharda hafiften saçmalar. Normalde selam vermeden geçen komşu, bir anda "Ne güzel bir hava var değil mi?" diye muhabbet açar. İçinden "Bu adam mı konuşuyor?" dersin. Bahar işte böyle bir şeydir, insanın içindeki gizli muzipliği ortaya çıkarır.
Ağaçlara dikkat edin, hiçbirinin "Ben bu sene açmasam mı acaba?" diye bir derdi yoktur. Hepsi coşkuyla patlar. Biraz abartılıdır hatta. O kadar çiçeği ne yapacaksın? Ama işte mesele de bu. Bahar, hesap kitap yapmaz. Cömerttir, hatta biraz da savurgan.
Bir de çiçeklerin o kendinden emin hâli. Kimseye kendini beğendirme derdi yoktur. Ama yine de hepsi ayrı ayrı süslenmiş gibi. Papatya sade ama huzurlu, erguvan biraz şair, lale ise tam bir zarafet abidesi. Ama hiçbiri diğerine bakıp "Ben ondan çirkin miyim?" demez. Çünkü baharda kıyas yoktur. Her şey kendi neşesiyle vardır.
Kuşlar ise ayrı bir âlem. Sabahın köründe konser verirler, ama biletsiz. Üstelik repertuar hep aynı gibi görünse de insan her gün başka türlü dinliyor. Belki de mesele şarkıda değil, dinleyenin ruh hâlindedir. Bahar, kulağı da kalbimiz gibi tazeler. Onun için aynı sesi yeniymiş gibi duyarız.
Bir de insanın içindeki bahar meselesi var. Asıl şenlik oradadır işte . Dışarıda güneş açınca içeride de bir şeyler kıpırdanır. Sebepsiz yere iyi hissedersin kendini. Hatta bazen bu iyi olma hâlinden şüphelenirsin. "Durduk yere şimdi neden mutluyum?" diye. İşte bahar bu azizim, her şeyin bir sebebi olmak zorunda değil.
Bahar, biraz da unutma sanatıdır. Kışın biriktirdiğin dertleri, ağır düşünceleri, gereksiz ciddiyetleri yavaş yavaş siler. Bir bakmışsın, geçen ay seni üzen şey artık komik gelmeye başlamıştır. Demek ki bazı yaralar zamanla değil, biraz güneşle iyileşiyormuş.
İnsanlar da baharda değişir. Daha çok yürür, daha çok bakar, daha çok "Aa ne güzel!" der. Normalde fark etmediği şeyleri görmeye başlar. Bir çiçeğin rengi, bir bulutun şekli, bir çocuğun kahkahası.Sanki dünya aynı dünya değil gibi.
Ama en güzelide, bahar kimseyi zorlamaz. "Mutlu olacaksın!" diye dayatmaz. Sadece kapıyı açık bırakır. İstersen girersin, istemezsen kenardan bakarsın.
Belki de bu yüzden bahar biraz deliliktir. Ölçülü, hesaplı, planlı değildir. Bir gün güneş, ertesi gün yağmur. Hayat biraz da tutarsızlıkla güzeldir. Hep aynı olsa kim güler ki?
Sonra akşam olur, hava hafif serinler. Gündüzün o coşkusu yerini tatlı bir yorgunluğa bırakır. İnsan içinden "Bugün iyi geçti" der, ama neden iyi geçtiğini tam açıklayamaz.
O yüzden bahar gelince çok düşünmeyin. Biraz saçmalayın, biraz gülün, biraz da sebepsiz mutlu olun. Bir ağaca selam verin, bir çiçeğe göz kırpın, hatta gerekirse kendi kendinize konuşun. Kimse görmese bile olur. Çünkü bahar, biraz da insanın kendiyle dost olduğu bir zamandır.
Kıymetli okurlar!
Bu bahar gönlünüz, bir bahar sabahı gibi hafif olsun. Öyle ağır cümlelere, uzun hesaplara takılmadan. Bir kuşun kanadına takılmış gibi, kendiliğinden neşeye doğru yol alsın. İçinizde açan her çiçek, size kendinizi hatırlatsın.
Hayat size sadece cevaplar vermesin, güzel sorular da sorsun. Çünkü bazen insanı büyüten şey, bulduğu cevaplar değil, gülümseyerek sorduğu sorulardır.
Kahkahalarınız eksik olmasın. Ama öyle zoraki değil, içinden taşan, kendiliğinden gelen, hatta bazen sebebi bile olmayan bir kahkaha. Hani bir an durup "Ben niye gülüyorum?" dediğin türden. Çünkü bazı mutlulukların sebebi yoktur. Zaten olsaydı, bahar bu kadar güzel olmazdı.
Kalbiniz bir papatya gibi sade, bir lale gibi zarif ya da bir erguvan gibi biraz şair olsun. Ama en çok da kendiniz gibi. Çünkü en güzel çiçek, başkasına benzemeye çalışmayan çiçektir.
Baharla kalın, sevgiyle kalın.
GAZEL ( BAHAR)
Bâd-ı nev-rûz ile titrer yine güller handân
Gonca-i dilde uyanmış yine zevk-i pinhân
Her çemen cilveleşir lâleyi seyrân ederek
Rûy-i yârdan bir eserdir gülizârdır cânân
Şebnemin katresi bir lem'a-i ihsânla olur
Sanki rahmet dökülür, arz ve semâlar üryân
Bülbülün âhıdır aşkın ezelî nağmesi yâr
Saklıdır sînede her dem bu doğan sırr-ı cân
Seyr ederken yine her kudreti sermest olurum
Bir çiçekten okudum hikmeti oldum hayrân
Gel gönül eyle tefekkür deme devr-i devrân
Her bahârın peşidir bil ki hazân-ı hicrân
Bir sabâ esti ki mest oldu cemî kâînât
Raks eder cümle çiçek, zikr ile dolmuş reyhân
Sanki her zerrede bir sırr-ı tecellî gizli
Bâğ-ı kudrette okunmuş nice esrâr-ı nihân
Lâle-i aşk ile yanmakta gönül her demde
Küllerinden doğuyor başka seher, bir tûfân
Bir nigâh eylese gülşende tecellî-i cemâl
Secde eyler yere her zerre-i hâk-i devrân
Bâd-ı rahmetle uyanmış nice esrâr-ı kadîm
Her ağaçtan sunuyor rızkı hikem-i Süphân
Gonca-i sırr açılır sînesi mestânede yâr
Âşinâdır o zaman kendine her bir insan
Gel de Taşkın bu heveslerden arın, eyle nazar
Her bahâr bir yeni derstir eğer anlarsan cân
feilatün ( fâîlâtün) / feilatün / feilatün / feilün ( fa'lün)
NECİBE TAŞKIN ÇETİNKAYA