TERKÎB-İ BEND
Merhaba değerli okurlar!
Bugün sizlere Dîvân Edebiyâtının kaybolmaya yüz tutmuş bir nazım şeklinden bahsetmek istiyorum.
Terkîb-i bend, klasik Türk edebiyatında (Divan edebiyatı) kullanılan en önemli nazım biçimlerinden biridir. Özellikle düşünce, hikmet ve toplumsal eleştiri içeren uzun şiirlerde tercih edilir.
"Terkîb" birleştirme, "bend" ise bölüm anlamına gelir.
Yani birden fazla bentten (kıtadan) oluşan, her bendin sonunda bir "vasıta beyti" bulunan nazım şeklidir.
Şiir bentlerden (genellikle 5–10 beyitlik bölümlerden) oluşur.
Her bendin sonunda vasıta beyti yer alır.
Bu vasıta beyti her bentte değişir. İşte en önemli özelliği budur.
Genellikle aruz vezni ile yazılır.
Kafiye düzeni:
Bent içinde: aa / xa / xa / xa...
Vasıta beyti ise her bende farklı kafiyelenir.
Terkîb-i bend daha çok ağır ve derin konular için kullanılır.
Hayatın geçiciliği,
kader ve felek eleştirisi,
toplumsal bozulma,
dinî ve tasavvufî düşünceler,
hikmetli öğütler gibi.
Bu nazım biçiminin en meşhur örneklerini veren şairler:
Bağdatlı Rûhî En ünlü terkîb-i bend şairidir. Toplumsal eleştirileriyle tanınır.
Ziya Paşa , Tanzimat döneminde bu türü yeniden canlandırmıştır.
Özellikle Ziya Paşa'nın terkîb-i bendi çok meşhurdur ve şu dizeyle hatırlanır:
"Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz..."
Bilinen son klasik örnek,
19. yüzyılda Ziya Paşa tarafından kaleme alınan Terkîb-i Bend şiiri, 1870 tarihli olup Tanzimat dönemi divan nazım geleneğinin son büyük örneklerinden biri olarak kabul edilir. Bu şiir, Ziya Paşa'nın Cenevre'de yazdığı meşhur eseridir.
Bu tarihten sonra yazılan ilk terkib-i bend şiiri sanırım benim yazdığım şiir. Ben araştırmacı değilim . O yüzden bu konuyla alakalı bir iddiam yok. Fakat şiirime yorum yapan değerli edebiyatçı, araştırmacı,yazar,şair, Esas-Der başkanı ve ESA adlı edebiyat sitesinin sahibi kıymetli kardeşim ŞEHAMETTİN KUZUCULAR bu bilgiyi doğrular mahiyette bir yorum yazdı. Bu yorumu da sizlerle paylaşıyorum:
"Sevgili dostlara merhaba! Şu an aklıma geldiği kadarıyla 1880 'den beri Terkib-i bend yazan başka şair olmamıştı. Yok olan bir Divan şiiri türünü yeniden doğuran kaleme muhabbetle....."
Bu benim ikinci terkib- i bend şiirim. İlki T/Aşkın Dîvânı kitabımda var. Yeni yazdığım bu ikinci Terkib-i Bendi sizlerle paylaşıyorum.
TERKÎB-İ BEND
I. BEND
Bir sîne ki gam yurdu, bir an nefsine kanmış
Bağrında günâhlar kor alev, ah! Diye yanmış
Hergün yeni bir gamla dolan kalb-i perîşân
Her derdini bir lütf-ı İlâhî gibi sanmış
Hasretle karılmış geceler, dinmedi hicrân
Sabr eylediğim her gece heyhât bana cânmış
Gördüm ki bu âlemde vefâ sâyedir ancak
Bir dost aradım hepsi serâb hepsi yalanmış
Ben benliği yaktım da bir envâr aradım hep
Ol hâl ki yaşanmış sanılan sahte zamânmış
Kalbim nice hülyâlara dalmış da yanılmış
Bir zerre hakîkat diye bin zanna inanmış
Ya Rab, bu gönül zulmete düşmüşse devâsız
Bir kurtuluş ister yine senden ki sedâsız
II. BEND
Şol çarh-ı denî onca hevesler tüketir cân
Bir gül diye sevdiklerimiz etmede bühtân
İrfân diye mecliste satılmış nice sözler
Devrân bakırın, altına rağbet yine hüsrân
Mazlûmu ezen kendini mazlûm sanır, ancak
Zulmün adı aklandı, hakîkat ise pinhân
Bir yol tutar âdem başa tâc eyleyip aklı
Kör nefse inanmışsa sanır kendini hâkan
Birgün de durup aynaya bakmaz mı bu millet
Her türlü günâhkâr ama olmaz niye pişmân
Vicdânı susan kavme nasîhat neye yârar
Hakkın sesi mahbûs iken âfât bile cevlân
Menzillere bîçâre varılmaz bu gurûrla
Himmet gerek erkâna ki düşsün râha huzûrla
III. BEND
Çok yol yürüdüm ben ,nice döndüm nice durdum
Mihnet ile gerçekleri hep ehline sordum
Dünyâ dediğin bir garip âlemden ibâret
Sürgün yaşadım sanma ki gerçek ola yurdum
Her sözde ararken seni ey sırr-ı hakîkat
Çok yol aşarak aşkla yanıp bâbına vardım
Doymuşsa gönüller, ona yâr cânda ki cânân
Ben nefsimi zincir gibi sabrım ile sardım
Bilmez kimi insan ki bu menzil ne demektir
Vuslat dileyen çok ,ama ben ömrümü verdim
Benlik idi dağlar gibi rûhumda ki engel
Yandıkça harâb oldu gönül nefsimi kırdım
Nefs öyle bir üstâd ki, bezer hîle-i şerri
Rahmet diye gösterdiği yol, nâr-ı zarârı
IV. BEND
Bir nokta idim aslımı bilmez iken evvel
Deryâya düşüp anladım âlem nice bin hâl
Bir an ki tevekkül ile sustum da kapında
Lûtfeyledi Hak, kalmadı hiç şüphe ne şek bil
Her şey sana râcî imiş ey sırr-ı ilâhî
Kesret dediğim vahdete çıkmış bu ne ahvâl
Düştümse de bin kerre bu râhdan yine kalktım
Her secdede nefsim yenip ettim onu ibtâl
Menzil sanarak kandım akan bunca zamâna
Vaktin özü an oldu, erirken süzülen yıl
Rûhumda ışık doğdu inan her gece sessiz
Seyrinde sükûn buldu hilafsız bu yanan dil
Artık ne taleb var ne murâdım bu cihânda
Bir sen ve de senden öte yoktur bu mekânda
mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün
NECİBE TAŞKIN ÇETİNKAYA