AKTIM
Dün durduğum o yerin düştüğü yere baktım.
Bu güne ne kadar ters durulmaz yere aktım.
Böyleymiş hayat bana benden daha ileri.
Görmediğim her yöne görülmez ışık yaktım.
Aydın Çetinkaya
İnsan bir yerde kaldığını, aynı düşüncenin içinde dolaştığını, aynı hayatın içinde sabitlendiğini zanneder. Oysa zaman, insanın durmasına izin vermez. Dün durduğun yer bile artık senin değildir; çünkü sen fark etmeden o yer de değişmiştir.
Düne bakmak, aslında artık var olmayan bir ana bakmaktır. Orada gördüğün şey, senin hatırandır; gerçeğin kendisi değil. Bu yüzden insan, geçmişe baktığında bir sabitlik değil, bir kayış fark eder. Dün başka bir anlam taşırken, bugün o anlam yerini başka bir gerçeğe bırakmıştır.
Hayatın en çarpıcı yanı da burada gizlidir.
İnsan bazen ters yönde yürüdüğünü hisseder. Uyum sağlayamadığını, bulunduğu yere ait olmadığını düşünür. Ama belki de bu "terslik", akışın doğasına karşı koymaya çalışmaktan doğar. Çünkü hayat, insanın isteğine göre değil, kendi ritmine göre ilerler.
Ve zamanla insan şunu fark eder:
Hayat, ondan hep bir adım ileridedir.
Ne kadar anlamaya çalışsa da, hep biraz geriden gelir.
Ama bu gerilik bir eksiklik değil, bir arayıştır.
İşte bu noktada insanın en büyük gücü devreye girer: Düşünce:
Görmediği yerlere ışık yakmak…
Bilinmeyeni anlamaya çalışmak…
Karanlığı aklıyla bölmek…
İnsan, aslında yolu bildiği için değil; bilmediği için düşünür.
Ve her düşünce, bir ışık gibi karanlığa bırakılır.
Her ışık, insanın kendi yolunu biraz daha görünür kılar.
Sonunda insan şunu anlar:
Durmak gerçek değildir,
akmak ise gerçeğin ta kendisi.
Önemli olan, nereye aktığın değil sadece;
nasıl aktığın, neyi aydınlattığın
ve geride nasıl bir iz bıraktığındır.
Çünkü insan, geçtiği yollarla değil
o yollara bıraktığı ışıkla hatırlanır.
Görülmese de o ışıktaki gizemde teknoloji vardır,uzay vardır,sonsuzluğun zenginlikleri vardır ,yaradanın sırları vardır.