Merhaba değerli dostlar!
Dün akşam İstanbul'un kalbinde, tarihin nefes aldığı o serin gölgelerin altında eşimle birlikte bambaşka bir zamana misafir olduk. Gülhane Parkı'nın asırlık ağaçları arasından geçerken, sanki yalnızca bir mekâna değil, bir hatıraya yürüyorduk. Adımlarımız bizi Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi'ne götürdüğünde, içimizde hem tanıdık hem de tarifsiz bir heyecan vardı.
Birkaç gün önce Eskader yönetim kurulu üyesi Mustafa Yılmaz Bey beni arayıp davet ettiğinde, bu geceye mutlaka katılmam gerektiğini içten içe hissetmiştim. Sesindeki samimiyet ve davetin zarafeti, daha o anda bu buluşmanın sıradan bir program olmayacağını bana sezdiriyordu. Nitekim o çağrı, beni kelimelerin böylesine derin bir iklimine taşıyan ilk adım oldu.
"Gülhane Şiir Akşamları"nın yalnızca bir program olmadığını o an anladım. Bu, kelimelerin ruhla buluştuğu bir meclisti. Işıklar loş, sesler yumuşaktı. Herkesin yüzünde hafif bir tebessüm, içinde ise eski zamanlara açılan gizli bir kapı vardı.
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Eskader iş birliğiyle hazırlanan bu özel gecede ilgi ve alaka gerçekten üst düzeydeydi. Salonun her köşesinde şiire kulak kesilmiş bir dikkat, her mısrada yankı bulan bir hissediş vardı. Bu yoğun katılım ve samimi ilgi, gecenin ruhunu daha da derinleştirdi. Şiir, âdeta dinleyen kalplerle birlikte çoğaldı.
Sahneye çıkan dîvân şairleriyle birlikte zaman çözülmeye başladı. Sanki yüzyıllar öncesinden gelen sesler, bugünün kalbine dokunuyordu. Aruzun ahengi, kelimelerin zarâfeti, mazmunların ince ince işlenmiş anlamları tarihî mekanda yeniden şekillendi. Her beyitte başka bir derinliğe çekildim. Bazen bir gülün etrafında dolaştım, bazen bir sevgilinin bakışında kayboldum, bazen de kaderin ince ipliğine dokundum.
Bir ara başımı kaldırdım. Tavandaki ahşap direklere gözüm ilişti. Sanki Tanpınar'ın rûhu oradaymış da, sessizce bizi izliyormuş hissine kapıldım. O an, geçmiş ile şimdi arasındaki mesafenin aslında bir mısra kadar kısa olduğunu hissettim.
Gece ilerledikçe şiir çoğaldı, ben azaldım. Kelimeler beni tarihin tozlu sayfalarına götürdü ve orada bıraktı.
Aynı gün Eskişehir'e dönmemiz gerektiği için, içimde bir buruklukla program bitmeden ayrılmak zorunda kaldık.
Dışarı çıktığımızda Gülhane'nin akşamın alaca karanlığına bürünmüş hali bizi karşıladı. Ağaçlar susuyordu ama biz onların da bizi dinlediğini biliyorduk.
Adımlarımız mekândan uzaklaşırken, zihnimiz hâlâ o salondaydı. Şairlerin aruz nağmeleri kulaklarımızda yankılanıyor, tarihî atmosferin huzuru içimizde dalga dalga yayılmaya devam ediyordu. Ayrılan bedenimizdi. Ruhumuz ise hâlâ o şiir meclisinde, gizemli mısraların içinde kalmıştı.
Dinlerken yalnız değildim ama içimdeki yolculuk tamamen bana aitti.
Programın sonunda, bu güzel geceye emek veren ve gönüllerimizi şâd eyleyen herkese içtenlikle teşekkür etme ihtiyacı hissettik. Başta programı zarafetle sunan Dr. Mustafa Yılmaz Bey'e, aruz şairlerimizin bestelerinden sunduğu örneklerle geceye ayrı bir renk katan Cemalettin Tül Bey'e, tanımaktan onur duyduğumuz Eskader Başkanı Fatma Ersem Yargıcı Hanımefendi'ye, şiirleriyle geceye damga vuran çok değerli yayıncımız Halil Cengiz kardeşime, Faik Enes kardeşime, yüz yüze tanışma imkânı bulduğumuz Emine Savaş ve Sibel Koruk kardeşlerime, Hikmet Erbıyık, Ekrem Kaftan ve Halil Gökkaya beyefendilere gönülden şükranlarımızı sunarım. Her biri, bu gecenin ruhuna ayrı bir nağme, ayrı bir mânâ kattı.
Dün akşam, sadece bir şiir programına katılmadık.
Kendi içimde saklı duran eski bir dili, unuttuğum bir hissi yeniden buldum.
Bu güzel gecenin ardından gönlümden geçen; böylesi şiir meclislerinin artarak devam etmesi, kelâmın inceliğinin ve aruzun zarafetinin yeni nesillerle daha çok buluşmasıdır. Gülhane'nin tarihî atmosferinde yankılanan bu mısraların, gönülden gönüle uzanan bir köprü olarak kalıcı olması en büyük dileğimdir. Emeği geçen tüm gönül erlerinin sağlık ve afiyetle nice böyle anlamlı programlarda bir araya gelmesini temenni ediyor, şiirin hayatımızda her daim bir sığınak, bir rehber olmaya devam etmesini diliyorum.