HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 15 NİSAN 2026, ÇARŞAMBA

“İsmi Hatice” Üzerine

15.04.2026 00:00
Bu köşe yazısını yazarken çok zorlandım. Çünkü mükemmeliyetçi tarafımla yaratıcı tarafım savaş halindeydi. Bu savaş sürdüğü sürece hiçbir şey ortaya çıkmayacaktı. Onun için yalapşap, acemice sözcükleri sıralamaya çalışıyorum. Yok sanat kuramıymış, yok felsefeymiş, yok estetikmiş hepsini çöpe atıyorum.
Gelelim "İsmi Hatice"ye.
"İsmi Hatice", Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesi koleksiyonunda yer alan,  Sadettin Aygün'ün 1992 yılında yaptığı bir heykeldir.  Bu seramik heykel, sanatçının soyut düşüncesinin bir ürünü ve okunması zor bir sanat yapıtıdır.
Müzeye zaman zaman uğrar, daha çok resimlerle ilgilenirdim.  Kendi resim anlayışıma yakın bulduğum resimleri incelerdim. Heykel sanatından anlamadığımı düşünürdüm.  Bu nedenle, soyut düşünceme yakın heykelleri bile çoğu zaman göz ardı ederdim. Meğerse bu bir önyargıymış; bunu yine bu müzede öğrendim.
 "İsmi Hatice"; ayrıntı içermeyen, minimal, büyük olmayan bir çalışmaydı. Kısacası oldukça soyut ve özlü bir yapıttı. Eserin künyesine baktığımda; seramik sanatçısı ve akademisyen olan Sadettin Aygün ismini gördüm. Sanatçının isminin tanıdık olması ve heykelin isminin ilgimi çekmesiyle, bu konudaki önyargımı yok edebildim. Bununla beraber bu sanat eserindeki yalınlık, ilk bakışta görünenin ötesinde bir anlam da içeriyordu.
Bu heykel, ilk bakışta dikili bir taşa benziyordu. Heykelin künyesinde belirtilen isimden, bir kadını imlediği çıkarımını yapabildim. Çıkarımını yapamadığım daha önemli bir şey vardı.  Bu şey ise bir mezar taşına gönderme ya da atıf yapabileceğiydi. Bir sanat yapıtının, ismi aracılığıyla böylesine güçlü bir anlam katmanı kurabileceğini bu heykel üzerinden öğrendim.
Bu eserle öğrendiğim en önemli şeylerden biri; sanatçının genç yaşta kolları kesildikten sonra ölen Hatice'nin hikâyesinden yola çıkarak, heykelin ismiyle mezar taşına bir gönderme yapmış olmasıydı.  Ancak Hatice ismi mezar taşlarında olduğu gibi heykelin yüzeyinde değil, sanat eserinin künyesinde yer almaktadır. Ayrıca, tarihi mezar taşlarında ölen kişiyle ilgili bilgiler nasıl yer alıyorsa, bu heykelde de soyut bir anlatımla Hatice'nin kollarının kesilmiş olmasıyla ilgili bilgiler söz konusudur. Heykelde yüz yok, saç yok; sanki Hatice melek olup uçmuş gitmiştir. Geriye ise yalnızca onu imleyen, bir mezar taşını çağrıştıran bir form kalmıştır.
Bu eser sayesinde şunu fark ettim: sanatçı, bir hikâyeden yola çıkarak ölümü ve mezar taşını soyut düşüncesinde birleştirerek; kendi sanatsal dilini böyle kurabilmektedir. Benim bunu görebilmem ise önyargılarımı yok etmekle mümkün oldu.
Bu deneyim beni,  sanat eserlerini "resim", "heykel" ya da "müzik" diye ayrım yaparak yaklaşmamam gerektiğine götürdü.
"İsmi Hatice" isimli heykele yaklaşımım gibi, bir sanat yapıtına önyargılarımızı bir kenara bırakarak bakalım. Onun dilini, anlatmak istediğini anlamaya çalışalım. Belki kendimizden, çevremizden ya da kültürümüzden bir şey buluruz ya da bu dil, bu düşünce bana uzak deriz. Ama en azından sınırlarımızı görmüş oluruz.
Bir sonraki yazıya kadar sanatla barışık kalın sevgili okurlar.

 
Fatma GARİP / diğer yazıları
•“İsmi Hatice” Üzerine 15 00:00:00.04.2026
•Zaman Üzerine: İlk Deneme 14 00:00:00.03.2026
•Zihin: Para Kadar Değerli mi? 09 00:00:00.02.2026
•İstanbul 25 00:00:00.01.2026
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--







logo

   E-posta: bilgi(@)eskisehirdenhaber.net
Tüm hakları Eskişehirden Haber adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.
Mobil uyumlu haber yazılımı: www.eticaret.com.tr