Not;
Değerli Okurlar
Hayatta bazı hikâyeler vardır ki, yalnızca bir kadının değil, bir toplumun sessiz çığlığını taşır.
Bu satırlar, yaşanmış bir hayatın tanıklığıdır.
"Mercan Gelin"in öyküsü; kaderin yükünü omuzlarında taşıyan, susturulmuş kadınların sesi, yürekleri sızlatan bir gerçeğin yankısıdır.
O yıllarda bir söz vermiştim; onun hikâyesini bir gün herkesle paylaşacaktım.
Bugün, o sözü tutmanın huzuruyla bu yazıyı kaleme alıyorum.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun...
MERCAN GELİN
Anadolu'nun küçük bir köyünde yaşanan bu olay, tamamen gerçek bir hayat öyküsüdür.
Yıl 1970… Afyonkarahisar ilinin Emirdağ ilçesine bağlı bir köyde başlar Mercan kızın hüzünlü hayat öyküsü.
Köyün en güzel kızı denecek kadar güzel, dört ağabeyinin biricik bacısı olan Mercan'ı, komşu köyden istemeye gelirler. Köyün ağası Kadir Ağa'nın oğlu Ahmet'e dünür olurlar. Daha on beşini yeni bitirmiş, rüştünü bile ispat etmemiş, evliliğe hazır olmayan Mercan kız önce karşı çıkar, ağlar, sızlar, istemez Ahmet'le evlenmeyi.
Fakat babası, annesi ve ağabeylerinin baskısıyla görüşmeyi kabul eder.
Mercan kızla görüşmesi için Kadir Ağa'nın oğlu Ahmet'i getirirler. Ailesinin izniyle Mercan kız su testilerini alıp çeşmeye su doldurmaya gider. Ahmet ise onun geçeceği yere durur. Birbirlerini o anda görürler.
Mercan, Ahmet'i görünce — gönül bu ya — birden sevdalanır. Ahmet gerçekten baba yiğit bir delikanlıdır ve çok da yakışıklıdır. Mercan'ın da gönlü olunca hemen düğün dernek kurulur. Bir haftanın içinde, bir daha görüşmeden Mercan kızı telli duvaklı gelin ederler.
Gerdek Gecesi...
Mercan gelin, heyecanla Ahmet'i beklerken gerdek gecesi bir de ne görsün!
Hiç tanımadığı bir adamı gerdek odasına koymuşlardır. Mercan şaşkına döner, ne yapacağını bilemez. Üstelik damat olarak yanına gelen adam akıl hastasıdır.
Adam yaklaştıkça Mercan çığlık çığlığa bağırır:
"Kurtarın beni!" der ama hiç kimse onun feryadına aldırış etmez. Ona gösterilen damat adayıyla hiç alakası yoktur.
Sabaha kadar ağlar Mercan gelin, adamı kendine yaklaştırmaz. Adam saf, akıl hastası, gariban birisidir.
Sabah olduğunda kayınbabası ve kayınvalidesiyle konuşur, ağlayıp sızlar, onlardan aman diler kendisini baba evine göndermeleri için.
Fakat onlar, babasının ve ağabeylerinin onu başlık parasına sattıklarını söyleyerek sustururlar.
"Artık senin dönüşün olamaz," derler.
Mercan gelin onların dediğine inanmaz. İlk fırsatta ev halkını uyutup sabaha karşı, hem de köyden köye kaçarak baba evine varır. Babasının, annesinin ve ağabeylerinin ellerine, ayaklarına kapanır; kendisini kurtarmaları için yalvarır.
Fakat babası ve ağabeyleri çılgına dönerler:
"Bizi el âleme rezil ettin!" derler.
Önce babası, sonra ağabeyleri neredeyse öldüresiye döverler.
"Geri gideceksin! O evden ancak ölün çıkar!" derler. Çünkü Kadir Ağa'dan yüklü bir başlık parası almışlardır.
Mercan gelin o anda her şeyi anlar.
Kadir Ağa, yakışıklı oğlunu gösterip, saf oğluna anlaşmalı olarak para için satıldığını fark eder.
Mercan'ı babası ve ağabeyleri kapı dışarı eder.
Annesi kızı için yanıp kavrulsa da o da bir kadın olduğu için sözü geçmez, kızının çaresizliğine bir şey yapamaz.
Bir Ömürlük Çile...
Mercan gelin gözyaşları içinde kocasının evine tekrar döner.
Artık o evde yaşamaya mahkûmdur.
Kaderine küsmüştür. Hiç kimseyle konuşmaz, gelin gittiği evin işleriyle meşgul olurken içten içe intihar etmeyi düşünür.
Bazen samanlıkta, bazen ahırda boynuna urgan takarak intihara kalkışır. Bazen de hap yutar.
Ancak bunları yapacağını tahmin eden kayınbaba, ev halkını uyarmış olmalı ki her defasında ölmeden yetişip kurtarırlar. Doktora götürürler, Mercan gelin ölümden döner.
"Ölmeyi bile başaramadım," der Mercan gelin gözyaşları içinde.
Günler, ayları; aylar, yılları kovalar.
Mercan gelin, sözde kocası olan Kadir Ağa'nın akıl hastası oğlu Osman'la aynı evde yaşar ama evli değillerdir.
Mercan gelin, ilk günkü gibi yanına bile yaklaştırmaz Osman'ı.
Bu arada kayınbaba ve kayınvalide, ısrarla çocuk yapmasını isterler.
Köyde de artık dedikodular başlamıştır. Mercan gelinin derdi gün geçtikçe artar.
Kayınbabasına ve kayınvalidesine çocuğunun olmayacağını, kusurlu olduğunu söyler.
Aslında hiç kocasıyla ilişkisi olmamıştır.
Oğulları Osman'ı doktora götüremeyecek kadar saf olduğundan, kayınbaba gelinini doktora götürür.
Doktor, "Beş yıllık evli olup da kocasıyla hiç ilişkisi olmayan bu kızın hiçbir kusuru yok," der.
Kayınbaba inanmaz. "Bu doktor bilemedi," diyerek başka doktorlara götürür.
Defalarca farklı doktorlara götürülür, sonuç hep aynıdır.
Artık Mercan'a eziyet etmeye başlarlar.
Köyde dedikodular yayılır.
Mercan çaresiz, istemeyerek de olsa, hem eziyetten kurtulmak hem de köylünün dilini susturmak için kocası Osman'dan hamile kalır.
Beklenen gün gelir, nur topu gibi bir oğlu olur.
Birkaç yıl sonra bir oğlu daha dünyaya gelir. Her iki oğlu da sağlıklıdır.
Mercan gelin için çocuklarından ayrılmak artık imkânsızdır.
Yeni Bir Başlangıç...
Çocuklar köyde ilkokulu bitirdikten sonra Mercan gelinin kayınbabası Kadir Ağa ölür.
Mercan gelin, kocasına düşen mirası alarak Eskişehir'e yerleşirler ve bizim komşumuz olurlar.
Beni kendisine yakın bularak bütün hayat öyküsünü anlattı.
Benden, hayatını yazıp radyo evine göndermemi; orada "Arkası Yarın" olarak yayınlanmasını ve çektiği acıların herkes tarafından bilinmesini istedi.
Tek arzusu buydu.
Kendisinin okuma yazması yoktu. Her karşılaştığımızda, "Senin ağzına yakışır, sen başarırsın," derdi.
Seksenli yıllarda çocuklarım küçük, işlerim yoğundu.
O isteğini gerçekleştiremedim.
Kendisine, "Şimdi yapamam ama belki bir şiir yazarım," dedim.
O zamanlar şiire yeni başlamıştım ve teknik kuralları da bilmiyordum.
Dilimin döndüğünce ona bir şiir yazdım.
Şiirimin ismi "Mercan Gelin" oldu.
Mercan'ı teselli etmek için bu hayatın bir imtihan olduğunu, alın yazısı olduğunu, üzülmemesini, çocuklarının ona ihtiyacı olduğunu, Allah'tan sabır dilemesini söyledim.
O da bana kaderine küstüğünü, tövbe haşa Allah'a da küstüğünü söyledi.
Küs olduğu için namaz kılmadığını, dua etmediğini anlattı.
Ben bunun yanlış olduğunu söyleyince,
"Allah benim elime ne verdi de ne çalayım yüzüne? Onun için ibadet etmiyorum," dedi.
Evlendirildiği günden beri en az günde beş kez yas tutar gibi ağladığını söyledi.
"Keşke erim dengim olsaydı da evim kaya dibi olsaydı," dedi ve tekrar gözyaşlarına boğuldu.
O gece çok üzüldüm, uyuyamadım.
Ve bu şiiri yazdım:
MERCAN GELİN
Dermansız derdime bir çare yoktur,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Zalimin sözleri kalbimde oktur,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Başlık parasına yaktılar başım,
İçtiğim ağıdır, zehirdir aşım,
Ah ederim bin kez dinmez gözyaşım,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Bütün hayallerim birden yıkıldı,
İçimde filizler kökten söküldü,
Körpecik fidanken boynum büküldü,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Yüreğimde deli rüzgâr esiyor,
Esiyor da dalım, kolum kesiyor,
Terk eylesem yavrularım küsüyor,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Hep ağladım, bundan gayrı gülemem,
Ne yaptım ki ben feleğe bilemem,
Bir daha da şu dünyaya gelemem,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Mercan gelin der ki, talihim kara,
Doktorlar bulamaz derdime çare,
Gün geçtikçe azar yürekte yara,
Gece gündüz yana yana ağlarım.
Bu şiiri kendisine verdim.
Dünyalar onun oldu.
Şiiri koynunda bir hazine gibi taşıyor, karşılaştığı herkese okutuyordu.
1984 yılından bu yana, verdiğim sözü tutamadığım için zaman zaman üzülüyordum.
O zaman radyo evine gönderemediğim Mercan Gelin'in hayat öyküsünü, bugün siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedim.
Mercan Geline Allah'tan rahmet diliyorum.
Mekânı cennet olsun.
Not: Mercan Gelin, çektiği acılara dayanamayarak genç yaşta kanser hastalığına yakalanarak hayata gözlerini yummuştur.
Şerife Gündoğdu