Çalışmak ayıp değil, aksine her insan için onur, şeref ve bir itibar vesilesidir. Gelişmenin, ilerlemenin
kalkınmanın şartıdır. İnsana başarma, kazanma, elinin emeğiyle geçinme mutluluğunu, sevincini
çalışma tattırır. Yaşama anlam ve değer katar…
Dünyanın imar ve inşası ancak çalışmayla olur. Tarım, sanayi ticaret çalışmayla gelişir. Hatta
toplumların özgürlük ve bağımsızlığı çalışmayla kazanılır…
Gazi M. Kemal Atatürk:
'' Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini,
sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.'' derken bunu
ifade eder.
Çünkü, işleyen demir ışıldar,
Çevresine can verir, kan verir…
Hayat verir, değer üretir.
Yani harekette bereket vardır, yaşam vardır.
Atalet, tembellik, miskinlik ise, soldurur, çürütür, öldürür, yok eder.
Öyle ise, bireysel, toplumsal olarak, millet olarak var olmak için, akıl, bilim ve hakkaniyet
çerçevesinde insanca, çalışmak, çalışmak, çalışmak…
Başka çaremiz de yok…
Hayvanlar bile rızık temini için çalışıp, çabalama içinde…
Çevremize baktığımızda arılar ve karıncalardan bir ders almamız gerekmez mi?
Çalışmak bir insan için ruhsal ve bedensel olarak, sağlık demektir. Tembellik, hareketsizlik
toplumları içten içe çürüten bir hastalıktır. Üretmeyen, bir değer ortaya koymayan, kimseye bir
faydası olmayan insanlar kendileri de mutsuz, huzursuz olurlar, ruhsal bozukluk yaşarlar.
Oysa, '
' İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.'' Bu da çalışmayla olur.
İnsanlar çalışmalarıyla bir taraftan maddi gelir elde ederken, bir taftan da bir sosyal çevrede yer
alarak, yaşam kalitelerini artırırlar. Çevrelerine faydalı olurlar.
İşte bu nedenle çalışmak yaşamaktır. Onurlu, saygın bir yaşam demektir.
Bir kimsenin, sabahın erken saatlerinde kalkıp, ailesinin geleceği için rızkının peşinde koşması, her
türlü saygı ve takdiri hak eder.
Emek kutsaldır. Emek sömürüsü vebaldir.
İşçinin hakkını da alın teri kurumadan vereceksin…
İslam dini çalışmayı ibadet sayan bir dindir;
''İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.'' (Necm,39)
Her insan kendi çalışmasının, gayretinin karşılığını görür, başkasının değil…
Hiçbir şey tesadüfen, rastlantıyla, yan gelip yatmayla elde edilmez, kazanılmaz…
El emeği, göz nuru, alın teriyle elde edilir.
Edison der ki; ''Hiçbir başarımı rastlantıya borçlu değilim, buluşlarım da rastlantının değil,
çalışmalarımın sonucudur.''
Alın teriyle, helal yoldan rızık kazanma yolu kutsaldır…
İbadet seviyesindedir…
''Veren el, alan elden üstündür'' Veren el olmak da, çalışmayı gerekli kılar. Hiçbir zaruret, meşru
bir engel olmadan yapılan dilencilik, çirkin bir geçim şeklidir.
Öyle ise, başkalarına muhtaç olmamak, el açmamak için sürekli meşru rızk elde etme yolları
arayacağız.
İslam anlayışına göre;'' İki günü birbirine eşit olan zarardadır.'' Durmadan çalışmak, ilerlemek,
yenilenmek, iyileşmek şarttır…Beşikten mezara kadar…
Çünkü, iş güç sahibi olarak meşguliyet, bir uğraş insanı kötü düşüncelerden, çirkinliklerden korur.
Çalışma isteği olmayan tembel, miskin kimseler, eli boşluktan kötü düşüncelere, yanlış davranışlara
yönelir, insanlara zarar verirler.
Bu konuda özellikle şunu da belirtelim;
''kanaat'' ve ''tevekkül'' kavramlarını doğru anlamak lazım.
Kanaat, az ile yetinmek değildir, az ya da çok alın teri ile çalışıp, kazandığı ile yetinmektir.
Tevekkül; işlerimizi akla, bilime uygun bir şekilde yaptıktan, gerekli tedbirleri aldıktan sonra gerisini
Allah'a bırakmaktır. Yani çalışıp, çabaladıktan sonra tevekkül etmek…
Demek ki, bu kavramları miskinliğimize gerekçe olarak göstermeyeceğiz…
Topluma zenginliği kötü bir şeymiş gibi sunmayacağız…
Kötü olan zenginlik değil, gayri meşru yollardan insanları aldatıp kandırarak, işçileri, fakiri fukarayı
sömürerek, onların hakkına el sürerek, ölçüyü tartıyı eksik yaparak kazanmaktır kötü olan…
Kazandığından zekat, sadaka vermemek, yoksulu gözetmemektir kötü olan…
Parayı biriktirip, sermayeyi topluma yaymamaktır kötü olan…
Allah yoksulluğu değil, çalışmayı, kazanmayı emreder.
Yoksulluk kutsanacak bir nitelik değildir.
Kolay değildir yardım almak için sıraya girmek, insanların üstten bakışlarına maruz
kalmak…aşağılanmak.
Çünkü,'
' Hiç bir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek yememiştir.'' Buyurur
Peygamberimiz.
Farklı uygulamalarla ihtiyaç sahibi insanları yokluğa, yoksulluğa, dilenciliğe alıştırmak, kutsal
değerlerimizi yanlış yorumlamak olur.
Bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak, ''İşleyen demir pas tutmaz.''