"Ben geldim bu âleme Yunus…"
Sanki çağları aşan bir ses gibi yankılanır bu söz. İnsan, varlığını sorguladığı anlarda Yunus'un sesini kendi içinde duyar. Çünkü onun soruları, aslında insanlığın ortak sorularıdır.
Yunus da bu âleme bir kul olarak geldi. Hakk'ın sırrıyla bezenmiş bir hikmetin içinde… Fakat bu hikmeti anlamak kolay değildi. Gönlü, denizin dalgaları gibi çırpınır dururdu. İç dünyası her gün bir başka hâle bürünürdü. Bazen sükûnet, bazen fırtına…
Kendi kendine sorar dururdu:
"Acep neyim? Bunun çaresi nerede?"
İnsan bazen cevapları başkalarında değil, kendi iç dünyasında arar. Yunus da öyle yapardı. Bizim köydeki değirmene giderdi. O değirmen, onun dert ortağı gibiydi. Dolap suyu alttan alır, üste dökerdi. Aynı Yunus'un gönlü gibi… Döner durur, çalışır durur.
Ama değirmenin bir de iniltisi vardı.
Öyle bir iniltidir ki… Kulak verince insanın içine işler.
Yunus o sesi dinlerdi.
Sanki değirmen de kendi hâlini anlatır gibiydi.
"Acaba o da içindeki sırrı böyle mi dile getiriyor?" diye düşünürdü.
"Yoksa o halinden memnun mudur?"
"Ben de mi olanı hoş görsem?"
"Çareye gidecek bir yer yok mudur?"
"Acep halim nicedir?"
Böylece Yunus, kendinden yine kendine sorular sorardı.
Gönlünün kapısı hep açıktı. Avuçları dua için Hakk'a yönelmişti. İçinde bir umut vardı: Bir gün bir çare bulunacaktı. Bir gün gönlündeki soruların cevabı verilecekti.
Belki de her insan bu hâli yaşar. Belki de herkes zaman zaman kendi içine dönüp aynı soruları sorar. Yunus bunu açıkça söyleyenlerden biridir.
"Ya Rab," diye niyaz ederdi Yunus,
"Her şeyin çaresi sende. Her şeyin sahibi sensin. Beni de yardımınla kucakla."
Ve Yunus sabırla beklerdi…
Kapının açılacağı vakti…
O kapı açıldığında, Yunus yalnız bir arayıcı olmayacaktı. İlahi hikmetle söyleyeceği sözler, deyişler ve menkıbeler asırlar boyunca insanlığın yolunu aydınlatacaktı. Sevginin, hoşgörünün ve birlikte olmanın harcı bu dünyaya onun diliyle karılacaktı.
Fakat her yolun bir rehberi vardır.
Yunus'un karşısına da bir gün kâmil bir insan çıkacaktı. Onu hakikate götürecek bir irşad kapısı açılacaktı.
İşte o kapının adı:
Tapduk Emre.
Vakti gelince Yunus, o kapıdan içeri girecek ve irşadın bereketinden nasibini alacaktı.
O gün Yunus'un gönlünde aradığı cevaplar filizlenecekti.
Ve o günden sonra Yunus'un sözleri yalnız bir insanın değil, bütün insanlığın dili olacaktı.
Sevginin dili…
Hoşgörünün dili…
İnsanı insana bağlayan o kadim hakikatin dili…
Gönlü güzel, hâli irşad yolunda olan Koca Yunus…
Daha nice sözlerin, nice deyişlerin bu dünyayı sarmaya devam edecek. Çünkü senin aradığın hakikat, insanlığın ortak arayışıdır. Senin söylediğin sözler ise gönüllere düşen birer ışık gibidir.



