HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 03 MART 2026, SALI



ÇOCUKLUĞUMDAKİ RAMAZANLAR 

03.03.2026 00:00
11 Ayın sultanı olarak kabul edilen mübarek Ramazan ayı, İslam inancına göre Hz. Muhammed'e Kur'an ayetlerinin inmeye başladığı ve bununla birlikte oruç tutma ayıdır. 
Bin aydan daha hayırlı olarak kabul edilen Kadir Gecesi de bu ayın içindedir.Ramazan ayında İslam'ın beş temel şartından biri olan oruç tutmak, müslümanlar için sabretmeyi öğrenmek, aç ve yoksul olanların halini anlamak, paylaşmak, yardım etmek, nefsi terbiye etmek, manevi huzura erişmek v.b şeyleri amaç edinmektir.

Çocukluğumdaki ramazanlar maneviyatımızı güçlendiren, toplumsal hayatımızı renklendiren, içinde birçok gelenekleri görenekleri ve eğlenceleri barındıran mübarek bir aydır. Eski fakat zihnimde eskimeyen, derin izler bırakan o güzel günleri, eski güzel insanları o kadar çok özlüyorum ki, keşke tekrar yaşama olanağım olsaydı diyorum! Maalesef ne gidenler geriye geliyor, ne de  bir su gibi akıp giden günler!

Şimdi gelelim çocukluğumdaki ramazan günlerine...

Henüz ramazan ayı başlamadan önce mahallemizin kadınlarını alırdı bir telaşe. Ön hazırlıklar büyük bir zevkle yapılırdı.  
Su börekleri, yaprak sarmaları, tarhanalar yapılır, yufkalar açılır, yoka tatlıları, baklavalar, tırtıl tatlıları tepsilere döşenir, makarna ve çorbalık hamurlar kesilir, turşular kurulur, iftar sofraları için hazır hale getirilirdi. Tatlılardan en çok yoka ve tırtıl tatlısını severdim, az şerbetli kızarmış kenar yerlerini yemeye bayılırdım. Hazırlanan tepsinin başına geçip annemden habersiz bir an önce, azıcık ucundan da olsa ellerimle alıp, döke saça yemek isterdim sabırsız, annem görünce engel olurdu beklemeyi öğretircesine.

Çok küçük yaşlarda oruç tutmak için ne çok heves ederdik ve ısrarla 
biz de tutacağız diye tuttururduk. Büyüklerimiz de, biz çocukları özendirmek amaçlı, sizler " tekne orucu " tutun, biz sabahtan akşama kadar aç kalacağız, siz de öğlene kadar diye açıklama yapar, iftarlıklarla da ödüllendirirlerdi. Nasıl da sevinir, mutlu olurduk.

Ailelerimizin sizler henüz dayanamazsınız, biraz daha büyüyün öyle tutarsınız söylemlerine rağmen, ilkokul çağlarında gönüllü olarak oruç tutmaya başlardık.
Öğleden sonra içimiz kıyılmaya başlar, acıkma hissi gelirdi. 
Birbirimize ahretlik (ahiretlik) diye hitap ettiğimiz, sevdiğim, kardeş bildiğim komşumuzun kızı Güler ile birlikte, ayağımızda naylon terliklerle kolkola girip, sohbet ederek sokak sokak dolaşmaya, oruç eylemeye giderdik. Mahalle aralarında tek tük güzel evler görünce merak edip, kapı zillerini çalar kaçardık. Bize eğlence gibi gelirdi, keyif alır, açlığı unuturduk. Çocukluk işte!
Harçlığımızla da bakkaldan iftarlık alıp evlerimize giderdik.

Eski zamanlarda genelde yokluk vardı ama ramazan ayı bereketliydi. 
Akşama özenle dört dörtlük sofra hazırlanır, evlerimiz yiyeceklerle dolup taşardı. Ailemiz komşuları, akrabaları, arkadaş ve dost çevremizi akşamları birer birer iftara yemeğe davet eder, mahalledeki garibanları gözetir, biz çocukların ellerine tepsiyle tabak tabak çorbalar, yemekler verip gönderirlerdi, götürürken de hiç üşenmezdik vermenin hazzını tadarak...

Düşünüyorum da annelerimiz bunları yaparken bizlere, çevremize ne güzel, iyi bir rol model olmuşlar.

Ramazan pidesi yıllardan beri süregelen Türk mutfağımızın önemli bir geleneğidir.Bu aya özgü ve sofralarımızın vazgeçilmez pidesini ( ince tırnak, yumurtalı, bol susamlı ) fırından sıcacık almak için, babalarımız uzun kuyruğa girer, bazen son dakikalarda yetişirlerdi sofraya.

Ezan vakti öncesi, herkesin sofraya oturup, Allah'ın verdiği nimetlerin önünde dua okuyarak, şükrederek top atılıp, ezan sesi duyana kadar beklemesi ne güzel bir sabır sınavıydı.

İftarda orucumuzu besmele çekerek hurma, zeytin veya su ile bozmak adettendi. Yemeğe önce büyüklerin başlaması, başkalarıyla olan ilişkilerimizde,  büyüklere olan saygıyı daha küçükken çocuklara aşılamaktı.
 
Hem eskiden şimdiki gibi masada yemek yenmezdi, yere sofra bezi serilir, bakır sininin altına tahta kasnak koyup ortaya bakır taslarla çorbalar, yemekler konur, herkes aynı kaba kaşık sallardı.
Sofrada hiç kimse birbirinden rahatsız olmazdı. Büyükler bağdaş kurar, çocuklar da diz üstünde oturur, hep birlikte olmanın zevki içinde, an'ı yaşayarak, mutlu ederek nasılda mutlu olurduk. 

Bazı evlerde hafızlara, hocalara kadınlar mukabele okutturur, o evler komşularla dolup taşardı. Kimisi dinlemeye gelirdi, kimisi de ben gibi Kur'an-ı Kerim sürmek için ( takip etmek ) gelirdik. Birinden çıkıp diğerlerine de yetişmeye gayret ederdik.

Akşamları yemeği yeryemez hemen bulaşıkları yıkar, çoluk çocuk camilere hem vaaz dinlemeye, hem de teravih namazı kılmak için seccadelerimizi elimize alıp koşar adım giderdik. 
Cami tıklım tıklım büyük küçük insanlarla dolar taşardı dışarılara.
İbadetlerimizi yapınca sanki tüm günahlardan kendimizi arınmış gibi hisseder, bu maneviyat duygusunun bize verdiği haz ile huzur içinde hemencecik ne güzel de uyurduk.

Rahmetli annem sahur için vakitlice kalkar, hamur işlerini hiç erinmeden yapar, çayı demler, sofrayı hazırlar bizi kaldırmaya başucumuza gelirdi. Kan uykudan uyanmaya üşenirdik, o an uyku ne tatlı gelirdi. Baktı kalkmıyoruz, vakit daraldı nerdeyse ağızlar kapanacak, davulcular da sokakta der demez aniden kalkardık.

Sahur vaktinin geldiğini haber veren, ramazan davulcusu ve zurnacısı vardı, maniler söyleyerek sokaklarda çala çala gezen.
Bazen biz çocuklar sahurda davulcunun hatırına gece gece sokağa çıkar, davulcudan şarkı isteği yapar, bahşiş verirdik. Bazısı da oyun havası çalmalarını ister, öyle güzel çalarlardı ki, oynayanlar bile olurdu, o saatte kimseler şikayetçi olmazdı curcunadan.
Davulcu tüm kuvvetiyle peşpeşe vururdu davula patlatırcasına da, yine de davul patlamazdı.

İhtiyacı olanlara destek olmak amacıyla verilen fitre (fıtır sadakası), bayram gelmeden önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır, durumu iyi olanlar malının zekatını verip, çeşitli yardımlar yaparlardı.

Ramazan ayının sonlarına doğru olan Kadir Gecesi namaz kılarak,  ibadet yaparak camilerde, evlerde sabahlardık. Çünkü bu gecede yapılan ibadet bin ayda yapılan ibadetten daha hayırlı olduğunu hocalardan, büyüklerimizden hep duyardık.
Ramazan biterken de herkes birbirine, Allah hepimize seneye Ramazana tekrar kavuşmayı nasip eder inşallah der güzel dileklerde bulunurdu.

Çocukluğumdaki ramazanlar, toplumsal dayanışmanın ve maneviyatın bir arada yaşandığı çok özel ve güzel zamanlardı.
O zamandan bu zamana kimler kaldı ki!

Türk roman ve hikâye yazarı, şair YAŞAR KEMAL'in dediği gibi,
" O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler! "

Yitirdiğimiz o güzel insanlardan geriye, kala kala acı tatlı hatıraları, 
ondardan sonra viraneye dönen öksüz evleri, gülümsemeleri, fedakarlıkları, merhametleri, saygıları, sevgileri, kadir- kıymet bilmeleri, hüzün dolu hikayeleri ve daha neler neler kaldı sayamadığım...

Çocukluğum da onlarla birlikte yok oldu!

Ne mutlu bize! 

İyiki de nesilleri tükenmekte olan, iyilikleriyle andığımız o insanlarla birlikte olmuş, yaşamış, ne güzel hoş vakitler geçirmişiz.
Ayla Cermen Tüfekçi / diğer yazıları
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--







logo

   E-posta: bilgi(@)eskisehirdenhaber.net
Tüm hakları Eskişehirden Haber adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.
Mobil uyumlu haber yazılımı: www.eticaret.com.tr