Değerli okurlar; yazıma anı/roman kitabım Tulpar'da da bahsettiğim ABD ile ilgili iki hatıramla başlamak istiyorum.
1- Yıl 1992:'Devam eden temas sonucu sığınakta bulunan üç hain etkisiz hale getirildi. Çemberi aşan hain birkaç yüz metre gitti ve geri bölgedeki unsurlarla girdiği çatışma sonucu etkisiz hale getirildi.M-16 piyade tüfeğini ilk orada gördük. Grup sorumlusunda Amerika Birleşik Devletlerinin ürettiği, ordusunun kullandığı ve müttefikimiz olarak bizde olmayan silah hainlerin elindeydi. Ve o zaman demiştik ki işimiz kolay değil. Mücadelemiz sadece birkaç hain ile değil. Etkisiz hale getirilen hainlerin sığınağından ve üzerlerinden Amerikan dolarları, dinleme telsizleri, onlarca doküman, özeleştiri notları, fotoğraflar ve dahası birçok mühimmat ve patlayıcı çıktı.'
2- Yıl 2015:'Kabil Emniyet Müdürlüğünün generalleri ile birlikte, Amerikalı danışmanlarla toplantıdayız. Göreve başlayalı yaklaşık dört ay olmuş. Kabil Emniyet Müdürlüğünün bütün birimlerine giderek danışmanlık hizmeti verdik, birliklerin sorunları ve eğitimleri ile ilgili tespitlerimizi yaptığımızdan konuya hazırlıklıyız. Toplantı başladı. Gündem maddeleri görüşülürken bizim gündeme getirdiğimiz konu başlıkları Amerikalıları rahatsız etti. Biz Afganlara balık tutmayı öğretmek için kararlar almak istiyoruz. Amerikalılar ise istedikleri zaman ve istedikleri kadarını vererek, balık yemelerini öğretmek istiyorlardı. Aramızda fikir ayrılığı oluştu. Toplantı bitiminde neticeye tesir edecek bir sonuca ulaşamadan, iyi niyet ve temennilerle ayrıldık. Amerikalılar hakkımızda şikâyet edercesine bir rapor düzenleyerek biz kışlaya gelmeden karargâha ulaştırmışlar. Raporda tim komutanı ve istihbarat danışmanı olarak bizim ismimiz geçiyor. Türk Görev Gücü'nün başında Kabil Eğitim Yardım ve Danışma Komutanı Tuğgeneral (E) bulunmakta.(Hain darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY'den hakkında işlem yapıldı.) Kurmay Başkanı ise Piyade Kurmay Albay Sait ERTÜRK.(Hain darbe girişimi gecesi FETÖ/PDY hainleri tarafından görev yaptığı 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında şehit edildi.)Kurmay Başkanı Tim Komutanımızı karargâha çağırarak ikazda bulundu.'
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinden sonra yaşantımızdan hiç çıkmayan ABD ile fiili olarak ilk tanışmamız hainlerle girdiğimiz temasta ele geçirdiğimiz M-16 piyade tüfeğidir. Otuz dört yıllık meslek hayatımız boyunca hainlerle girdiğimiz her çatışma sonucu etkisiz hale getirilen teröristlerin üzerinden ABD menşeili M-16 piyade tüfeği ve mühimmatlarının çıktığına şahit olduk. Yukarıda bahsettiğim gibi, NATO görevi kapsamında Afganistan'da görev yaptığımız günlerde de ABD'lilerle, fiziki olarak da hayatımız kesişti.
Televizyonlarda veya köşelerinde konuşan yorumcuları hayretle izliyorum. Neymiş ABD Irak'ta yenilmiş, çekilmek zorunda kalmış, neymiş Afganistan'da yenilmiş çekilmek zorunda kalmış. Neymiş İran'da yenecek mi, yenilecek miymiş?
Bu savaşlarda mesele yenmek veya yenmemek değildir. Mesele emperyalizmin babası ABD'nin kendisinin kurguladığı savaş, kaos veya terör eylemlerinden ne kadar kazandığı ve kazanacağıdır. Birinci Dünya Savaşından itibaren dünya düzeni bu şekilde işliyor. ABD kaos çıkardığı, teröre gark ettiği veya savaş çıkardığı bütün ülkelerde olduğu gibi, yukarda örnek verdiğimiz Irak'ta da amacına ulaşmıştır. Parçalayıp özerk bölgelere ayırdığı Irak'ı babasının çiftliği olarak kullanmaya , teröristleri rahatça beslemeye ve ülkenin yeraltı zenginliklerini sömürmeye devam etmektedir. Afganistanda da hedeflediği amacına ulaşmış, sömürüsü bittikten sonra çekilmiştir. İran'da 1979'da kendisinin kurduğu Molla rejimini son yıllarda sömüremeyince İran'la savaşa başlamıştır. Çıkarlarını gerçekleştirip kendisine biat eden bir yönetimi başa getirmeden de bitirmeyecektir. Şu anda savaşı bırakıp çekilse bile, bölge ülkeleriyle müslümanlığa verdiği tahribat, dünya ekonomisine verdiği yön ve kendi kazanımlarıyla bu savaşın da nihai kazananı ABD olacaktır. Ben ABD'nin son yüzyıldaki bu emperyalist uygulamalarının adını "Savaş Ekonomisinden kazanmak" olarak koyuyorum. Zira dünya var oldukça da bu böyle olmamış mıdır? Roma'lılar dünyaya nasıl egemen oldular? Ecdadımız Osmanlı İmparatorluğu dünyaya nasıl egemen oldu? Güçlü ordularıyla ve fethettikleri topraklarla egemen oldular. Sadece Osmanlı İmparatorlugunda bir fark vardı. Osmanlı; fethettikleri bölgelerde huzuru, refahı, rahat yaşamı oluşturdu ve insanlarının dinleriyle dillerini özgürce yaşamalarını sağladı. Romalılarda bu böyle olmadığı gibi son yüzyılda Amerika Birleşik Devletlerinin uygulamasında da bu böyle olmadı, girdikleri her bölgeye yıkım getirdiler, yüz binlerce masum insanların ölümüne yol açtılar, terör getirdiler, kaos getirdiler.
Emperyalist ABD bölgemizde bütün bu kirli emellerine kurup beslediği terör örgütleri ve soykırımcı siyonist İsrail ile ulaşmaktadır. Gelecekte müreffeh bir dünyada yaşamak için Türklerin dünya düzenine yön vermesi gerekir. Öncelikle bize tehdit olan ABD'nin beslemesi ve yönetimindeki terör örgütleri ile mücadeleye devam ederek onları yok etmeliyiz. Devamında ABD'nin ileri karakolu olan soykırımcı, terörist devlet soykırımcı İsrail'i etkisiz hale getirmeliyiz.
Bunun için; bireyden başlayarak, ailelerde, kurumlarda, siyasette, kısacası toplumun bütün oluşumlarında milli ruhu geri getirmeliyiz. Dinimizinde emrettiği çalışkan olmayı, ahlakı ve adaleti tesis edip, temiz toplumu oluşturup, bütün bu hasletlerle bezenmiş siyasi iradeyi oluşturmalıyız. Evet dostlar; ancak idealleri ve hayalleri uyuşturulmuş Türk milliyetçileri uyandığı zaman bu hedefe ulaşılacaktır. Eğer onlar uyanmazlarsa; tarihte olduğu gibi, yaşanan gelişmeler Türk milliyetçilerinin hakim olduğu Türk milletini bir gün mutlaka uyandıracaktır. Türk milliyetçileri uyandığı zaman ayağa kalkan Türk milleti; emperyalist düşünceyi kökünden silip atacak ve bir solukta tükettiğimiz dünya hayatına huzur gelecektir. Bundan kuşkumuz yoktur.



