"Dil yaresini andıracak yâre bulunmaz.
Dünyada gönül yaresine çare bulunmaz.
Her derdin olur çaresi, meşhur meseldir.
Dünyada dil yaresine çare bulunmaz."
Bu sözler bir asırdan fazla bir zamandan önce Şevki Bey'in yazdığı Hicaz şarkısına
aittir.
Yine geçmişten bu güne söylenen sözlerden birisi de, "Gönül yarasına çare bulunur
ama dil yaresine çare bulunmaz.
İnsanların boğazı üç boğumdur, üç yutkunup bir defa konuşmak içindir, bu üç
boğum, derdi büyüklerimiz.
Günümüzde, gelinen nokta böyle midir acaba?
Üç defa yutkunup bir defa konuşmayı bırakın, bir defa yutkunmadan, nefes
almadan neredeyse on üç söylüyor günümüzün insanı.
Toplumun bozulması, insanların birbirilerinin arasına nifak girmesinin en büyük
sebeplerinden birisi de çok fazla ve gereksiz konuşmalardır.
Zannımca, kanaatimce diye başlanılan sözlerden korkmak gerekir, çünkü bunun
ardından genelde sui zan gelir. Sui zan, kötü düşünce ve kanaate sahip olunması
demektir diye açıklıyor sözlükler. Zannımca, kanaatimce lafından sonra hüsn-i zan
gelmez. Hüsn-i zan bir kimsenin kesin bilgisi olmamakla birlikte başka biri ya da
bir olay hakkında iyi kanaat beslemesidir. İyi niyetli düşünce şeklidir. Toplum
olarak bunu huy haline getirebilse zaten problemlerin çoğu kendiliğinden çözülür.
Dedikodu, iftira, sui zan artık toplumumuzun kanayan bir yarası haline gelmiştir,
aileleri dağıtan, insanları hayatından eden, bu illetten kurtulmanın yolu, kesin
delillere dayanmayan, gözle görülmeyen, şahitlendirilmeyen bir olay hakkında
yargıya varmamaktır.
Konuşmaktan hele hele boş konuşmaktan, dedikodu yapmaktan, gıybet etmekten
insanoğlu büyük haz duyar.
Diline sahip çıkmak erdemli insan özelliğidir, bazı şeyler susarak anlatılır. Aksi
halde çok yuvaların yıkıldığına, birçok insanın boş yere hayatını kaybettiğine şahit
olmaktayız ve olmaya da devam edeceğiz.
Öncelikle ferdi olarak, aile olarak, millet olarak, devlet olarak acilen çaresine
bakmak öncelikli konumuz olmalıdır.