Merhaba sevgili okurlar. Merhaba Eskişehir'den Haber.net ailesi, merhaba "mış" gibi yaşamayanlar.
Sizlerin bir üyesi olma mutluluğuyla yazıyorum. Bu mutlulukla; yalın ve öz bir dille, bazen sanattan, bazen hayattan, bazen de kitaptan ve yaşanmışlıklardan yola çıkarak buradan sizlere sesleneceğim.
Samimiyetimin sizlere geçeceğine ve görüşlerinizi bana ulaştıracağınıza inanarak başlıyorum. "Mış gibi yaşayan bizler sizler,
Bir soluğun gölgesinde,
Sarmaşık etekli palmiyelerin
Ellerde dillerde bir boşluk,
güzel gösterilen" İstanbul ana başlıklı bu yazıya "Ben Aya Bakıyorum"şiirimle başladım. Şiirle başlanabilir tabii ki; ama bu şiirin İstanbul'la bir bağlantısının olması gerekir.
Şiirin ilk beş dizesini okudunuz, gördünüz; bir bağlantı aradınız. Boşuna aramayın, çünkü bulamazsınız. Bilmece gibi oldu, bunun bilincindeyim.
Benim konuları ele alışım ve anlamlandırışım açısından önemli olduğu için bu şekilde başladım. Çünkü bazen bir konuya, alışıldık bakışın dışında; farklı bir gözle, farklı bir kişilikle bakmak gerekir. Gelelim İstanbul'a. Bu varlığın tanımını yapmak istiyorum. Yapabilir miyim? Bunu gerçekten bilmiyorum, ama deneyeceğim. İstanbul bir şehirden farklı bir varlık. Zaman gibi, su gibi, gök kubbe gibi. Gök kubbesi her yerdeki gök kubbeden.
Buna rağmen suyu öyle bir su ki, hiçbir yerde İstanbul'da bulunduğu şekliyle, konumuyla, çokluğuyla, varlığıyla aynı değil. Güzel bir sözümüz var: "Su gibi ömrün olsun" derler. Bunu "İstanbul gibi ömrün olsun" şeklinde uyarlayabiliriz. Yaşam. Yaşam ve yaşam. Savaşmadan olmaz yaşam. Barışarak, savaşarak yaşam sürmüş gönüllerde İstanbul. İlginç olan ise zamanın tam da göbeğinde oluşu.
Ne tamamen geçmişte kalmış, ne de bugüne sığmış. Gelecek zamanda ise, zamanın gözü, kulağı ya da ağzı olacaktır. Kim bilir! İstanbul'un zamanı sizin, bizim zamanımız gibi değil. Nasıl suyu farklıysa, zamanı da farklı.
Zaman akıp gitmemiş; elle tutulur, gözle görülür olmuş. Nakış olmuş, sur olmuş, Mimar Sinan'ın eli, aklı olmuş; Fatih Sultan Mehmet'in Gül'ü olmuş. Orhan Veli Kanık'a dokunmuş. İşte böyle bir zamana sahip İstanbul'un, kısacası devasa bir varlığın tanımını birkaç cümleye sığdırmak çok zor. Belki birileri çıkıp bu tanımı yapabilir, ama ben yapamadım. Bu tanımı siz yapabilir misiniz?
Lütfiye Yozgat Napolyon'un "Dunya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu"sözü,bu şehrin ǰeopolitik ve kültürel ağırlığının bir özetidir.Yedi tepeli,bin hikayeli bir dünya laboratuvarıdır.
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.